24.06.2014
4.67 / 3 oy

Büyük Selçuklu imparatorluğu Tarihi

Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun Türk Tarihindeki Önemi

Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Türklerin kurdukları güçlü bir devlettir (1038 - 1157). Dünya ve Türk tarihinde önemli bir yeri vardır. Bu imparatorluk, Doğu Romalıların saldırılarına karşı Müslümanlığı korumuş. İslâm ülkelerini yeniden bir yönetim altında toplanmıştır. Anadolu alınarak Türklere ikinci bir yurt haline getirilmiştir. İslâm uygarlığının gelişmesini ve yayılmasını da sağlamıştır.

Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun Kuruluşu

Selçuklu devletini, Türklerin büyük bir kolu olan Oğuzlar kurmuşlardır. Oğuzlar, önceleri Göktürk imparatorluğuna bağlı idiler. Bu imparatorluğun dağılmasından sonra batıya doğru göç ettiler. Seyhun ırmağı boylarına, Hazar ve Aral gölleri arasına yerleştiler. En önemli merkezleri Yeni kent şehri idi. Oğuzlar* komşu ülkelere akınlar yapıyorlar, elverişli yerler bulunca, geri dönmeyerek oralarda kalıyorlardı.

Selçuklu Devleti

Seyhun ırmağı İle Hazar arasında yerleşen Oğuzlar, burada Oğuzlar devletini kurdular. Oğuzlar, Bozoklar ve Üçoklar olmak üzere iki büyük kola ayrılmışlardı. Her kolda on İki boya bölünmüştü. Bütün Oğuzlar yirmi dört boy oluyordu. Her boyun ayrı adı ve işareti vardı. Selçukluların bağlı oldukları Kınık boyunun işareti üç kuş, Osmanlıların bağlı oldukları Kayı boyunun işareti şahin idi.

Oğuzlar, IX. yüzyılda, İslâm ülkelerine girmeye başladılar. Samanoğulları devletiyle Gazneliler devletinin ordularında görev aldılar. Müslümanlarla sıkı ilişkiler sonucunda X. yüzyılın sonlarıyla XI. yüzyılın başlarında İslâm dinini benimsediler. Müslüman Oğuzlara, Türkmen denildi.

Oğuz Türkleri, Müslüman olduktan sonra Selçuklu devletini kurmuşlardır. Bu devletin kurucusu sayılan Selçuk Bey, Dukak (Dokak) adlı bir beyin oğludur. Dukak, Oğuzlar devletinin su başısı (ordu komutanı) idi. Değerli bir devlet adamı olup, buyruğunda büyük bir ordu vardı. Yabgu, devlet işlerini ona danışarak yürütürdü. Dukak'ın ölümünden sonra, oğlu Selçuk, Oğuzlar devletinin subaşısı oldu.

Selçuk Bey

Selçuk, iyi yetişmiş, bilgili, yetenekli ve yiğit bir komutandı. Oğuzların bir bölümü ona bağlıydı. Selçuk, kuvvetine güvenerek Oğuzlar devletinin yabgusu olmak istedi. Bu yüzden yabgu ile arası açıldı. Devlet adamları yabgudan yana oldular. Selçuk öldürüleceğini anlayınca, belki de yer darlığı yüzünden yüz atlı, bin beş yüz deve ve on beş bin koyunla buradan ayrıldı. Seyhun ırmağı kenarında bulunan Cent şehrine geldi ve burada yerleşti (960'tan sonra). Selçuk'un. Cent şehrine gelişi, Türk tarihinde önemli bir dönemin başlangıcı oldu. Yabgu, bu bölgede etkili olamıyordu. Yalnız, yılda bir kez vergi toplamak için memurlarını gönderiyordu.

Bu sırada, Türkler arasında İslâm dini hızla yayılıyordu. Cent ve çevresindeki halkın çoğu Müslüman olmuştu. Selçuk, her yönden üstün gördüğü İslâm dinini benimsedi. Bu ona önemli bir politik yarar da sağlayacaktı. İslâm dinini öğrenmek ve gereklerini yerine getirmek için yakın İslâm ülkelerinden din adamları istedi. Kendisine bağlı Oğuzlar da Müslüman oldular. Oğuzlar devleti yabgusunun yıllık vergiyi almak için gönderdiği memurları, kâfire haraç vermeyeceğini söyleyerek geri yolladı. Oğuzlar devletiyle de savaştı. Onun bu davranışları ve başarıları ününü artırdı. öteki Türk boylarının çoğunun kendisine bağlanmasını sağladı.

Selçuk Bey, Samanoğulları devletiyle iyi geçiniyordu. Samanoğulları ona, hayvanları için otlak ve yer vermişlerdi. Samanoğulları devletiyle Karahanlılar devleti arasında savaş oluyordu. Selçuk Bey, daha güçsüz olan Samanoğullarına yardım etti. Fakat bir süre sonra Samanoğulları devleti yıkıldı. Ülkesi, Karahanlılar ve Gazneliler arasında paylaşıldı (999). Selçuk Bey, yüz yaşını geçmiş olarak Cent şehrinde öldü (1009'a doğru). Yerine büyük oğlu Arslan Bey geçti. Öteki oğulları Musa ve Yusuf'tu. Mikâil adındaki oğlu. kendisi hayatta iken ölmüştü. Mikâil'in oğulları Tuğrul Bey ile Çağrı Beydi. Selçuklu ailesi, Arslan Beyin başkanlığını kabul etmekle birlikte Selçuk Beyin öteki oğulları ve torunları, kendilerine bağlı boyların başında bulunuyorlardı.

Çağrı Bey

Tuğrul Bey

Samanoğulları devletinin yıkılmasından sonra, Maveraünnehir, Karahanlıların eline geçmişti. Burada bulunan Oğuzlar, Karahanlılara bağlanmak zorunda kaldılar. Fakat, Karahanlılara güvenleri yoktu. Arslan Bey, Karahanlılardan olup, hükümdara karşı ayaklanan Ali Tigin'in Buhara şehrini almasına yardım etti. Ali Tigin'in, Gazneliler ülkesine saldırması ve Arslan Beye bağlı Oğuzların, Gaznelilerin yönetiminde bulunan Horasan'a akın etmeleri üzerine, Gazneli Mahmut, ordusuyla Maveraünnehir'e girdi. Ali Tigin kaçtı. Gazneli Mahmut, Arslan Beyi, Hindistan'da yaşayan kâfirler üzerine yapacağı seferler için yardıma çağırdı. O da bu sözlere kanarak Gazneli Mahmut'un yanına gitti. Fakat tutuklanarak Hindistan sınırındaki Kalincer kalesine hapsedildi. Arslan Bey, burada öldü.

Selçuk Bey, torunları Tuğrul ve Çağrı'yı (Çakır) yanına almış, onların her bakımdan iyi yetişmelerine önem vermişti. Arslan Beyin yabguluğu zamanında Tuğrul ve Çağrı beyler, kuvvetlerini artırmaya çalıştılar. Karahanlılar, bu iki kardeşten kurtulmak İçin türlü hilelere baş vurdularsa da bir sonuç alamadılar. Bu arada Çağrı Bey, Horasan'ı geçerek Doğu Anadolu'ya kadar bir sefer yaptı (1015-1021). Arslan Beyin tutuklanmasından sonra, Tuğrul ve Çağrı beyler, Selçukluların başına geçtiler (1025). Fakat Arslan Beyin ailesi ile yakınları bu durumu kabul etmediler. İki Selçuklu ailesi arasında uzun süren bir anlaşmazlık çıktı.

Gazneli Mahmut'un. Horasan'dan ayrılmasından sonra, Buhara'yı yeniden ele geçiren Ali Tigin, Tuğrul ve Çağrı beylerle dostluk kurmaya çalıştı. Fakat amcaları Musa'nın oğlu Yusuf Yabgu’yu öldürmesi üzerine, bunlar, Ali Tigin'e düşman oldular ve Maveraünnehir'den ayrılarak Horasan'a gittiler (1035).

Tuğrul ve Çağrı beyler, Gazneli Mahmut'un yerine geçer. Mesut'tan, kendi topluluklarına yurt olmak üzere yer istediler. Fakat bu dilekleri kabul edilmediği gibi üzerlerine de kuvvet gönderildi. Selçuklular, ilk çarpışmada bozuldularsa da ikinci çarpışmada Mesut'un kuvvetlerini yendiler. Selçuklularla Gazneliler arasındaki savaşlar, daha çok Selçukluların başarısı ile sona erdi. Sultan Mesut'un Hindistan seferleriyle uğraşmasından yararlanan Tuğrul ve Çağrı beyler, günden güne kuvvetlerini artırdılar. Belh, Tus, Nişabur, Cürcan ve Merv dolaylarına şiddetli akınlar yaptılar. Mesut'un, üzerlerine gönderdiği otuz bin kişilik bir kuvveti de bozan Selçuklular, Horasan'ın önemli şehirlerinden olan Nişabur'u aldılar.

Tuğrul Bey, büyük bir törenle Nişabur'a girdi ve büyük sultan olarak karşılandı. Sultan Mesut'un buradaki tahtına oturdu. Adına hutbe okundu. Abbasî halifesi onu, Horasan sultanı ve bütün Türkmenlerin başı olarak tanıdı. Böylece Selçuklu devleti kurulmuş oldu (1038).

Selçuklular, ele geçirdikleri ülkelerin halkına çok iyi davranıyorlar, onların törelerine ve geleneklerine saygı gösteriyorlar ve az vergi alıyorlardı. Onun için yönetimlerine karşı bir direnme olmadı.

Selçukluların bu başarıları üzerine, Gaznelilerin hükümdarı Mesut, iyi silahlanmış elli bin kişilik bir ordu ve üç yüz savaş fili ile Horasan'a doğru yürüyüşe geçti. Yolda yeni kuvvetler de kendisine katıldı. Değerli birer komutan olan Tuğrul ve Çağrı beyler, Mesut'la hemen savaşa tutuşmadılar. Gaznelilerin ordusunu çöllere çekip iyice yorduktan ve susuz bıraktıktan sonra, Dandanakan denilen yerde anî bir baskın yaptılar. Bu sırada, su yüzünden Gazneli askerler arasında karışıklık çıkmıştı. Hafif atlı olan ve çok hızlı hareket eden Oğuzlar, karşılarındaki orduyu darmadağın ettiler (1040). Sultan Mesut, güçlükle kaçarak canını kurtarabildi. Selçuklular, bu savaşta, kendileri için tehlikeli olan bir düşmanı etkisiz duruma getirmiş oldular. Artık karşılarına çıkacak başka kuvvetli bir devlet yoktu. Selçuklular, genel af ilân ettiler ve halktan bir yıllık vergi almadılar. Dandanakan'da kazanılan zaferle, Büyük Selçuklu imparatorluğunun temeli atılmış oldu.

Selçuklu devletinin ilk hükümdarı olan Tuğrul Bey, ağabeyi Çağrı Beyi Horasan'a hükümdar atadı, öteki akrabalarını da önemli yerlere vali yaptı. Tuğrul Bey, hemen fetihlere başladı. Bütün Horasan'ı, Cürcan ve Taberistan'ı aldı. Harizm, Hemedan, Isfehan, Kazvin, Azerbaycan ve Kirman taraflarını ele geçirdi. Rey şehrini başkent yaptı. Bu başarıların kazanılmasında Tuğrul Beye, amcası Arslan Beyin oğlu Kutalmış, ana bir kardeşi İbrahim Yenal ve öteki beyler yardım ettiler.

Tuğrul Bey, Şiilere karşı, Sünni Müslümanları tutmayı uygun görmüştü. Güç duruma düşen Abbasi halifesi Kaimbiemrilâh'ın çağrısını kabul ederek Bağdat'a girdi. Halifeyi, Şii olan Büveyhoğulları devletinin baskısından kurtardı ve koruyuculuğu altına aldı. Böylece İslâm ülkelerinin en büyük sultanı oldu.

Tuğrul Bey, Doğu Roma imparatorluğunun (Bizans İmparatorluğu) elinde bulunan Anadolu'ya, değerli komutanlar yönetiminde ordular gönderdi. Bunlardan Musa Yabgunun oğlu Hasan, düşman ordusunun tuzağına düşerek şehit oldu ve kuvvetleri dağıldı. Tuğrul Bey, bu yenilgiye çok üzüldü, öç almak için İbrahim Yenal ile Kutalmış'ı Anadolu' ya sefer yapmakla görevlendirdi. Bu iki Türk komutanı Erzurum ovasına kadar ilerlediler. Doğu Roma imparatoru da Katakalon komutasında elli bin kişilik bir orduyu Türkler üzerin» gönderdi. Gürcü kralı Liparit de kendi kuvvetleriyle bu orduya katıldı. Türkler, Doğu Roma ordusunu aramaya başladılar. Güneş batarken Pasinler ovasında bu orduya yetiştiler. Doğu Romalılarla Selçuklular arasında ilk büyük savaş burada oldu. Bütün gece süren çarpışma sonunda düşman bozguna uğradı (1048). Çok sayıda tutsak ve arabalar dolusu mal ele geçti. Tutsaklar arasında Liparit de vardı. Doğu Roma İmparatoru, Liparit'! kurtarmak için, Tuğrul Beye gönderdiği elçi ile kurtuluş parası vermek önerisinde bulundu. Tuğrul Bey, «Ben tüccar değilim» diyerek bu parayı almadan Liparit’i serbest bıraktı. Tuğrul Bey, imparatora gönderdiği bir elçi İle IX. yüzyılda İstanbul'da yapılan ve sonradan yıkılan caminin yeniden yapılmasını istedi. İmparator bu öneriyi uygun görerek camiyi yaptırdı ve Tuğrul Bey adına hutbe okuttu. Fakat vergi vermeyi kabul etmediğinden aralarında bir antlaşma yapılamadı.

İmparator, Doğu Anadolu'ya bir ordu gönderdi. Kutalmış, geri çekilmek zorunda kaldı. Tuğrul Bey, ordusuyla 1054'te Anadolu'ya girdi. Bargiri'yi ve Erciş'i aldı. Erzurum'a kadar İlerledi. Ordusundan bir kol, Çoruh ve kelkit vadilerini ele geçirdi; Bayburt alındı. Fakat uzunca bir süre kuşatılan Malazgirt düşürülemedi. Kış yaklaşmış olduğundan, Tuğrul Bey, Rey'e döndü.

İbrahim Yenel'in ayaklanması üzerine Anadolu sınırına Çağrı Beyin oğlu Yakuti atandı. Yakutî, Anadolu'ya korku verici akınlar yaptı (1057). Türkler bir yıl sonra Kars ve Ani şehirlerini kuşattılar. Daha ilerilere akınlar yapılarak Erzurum ve Kemah alındı. Malatya ele geçirildi. 1060'da Yakuti'nin birlikleri, Kızılırmak boylarında göründüler ve Sivas'ı aldılar. Tuğrul Bey zamanında, Anadolu'ya yapılan bu akınlarla kuvvetli kaleler yıpratılmış, ileride yapılacak fetihler ve yerleşme için ortam hazırlanmıştır.

Tuğrul Bey, yetmiş yaşında iken öldü (1063). Adalete önem veren bir devlet adamı, cesur ve değerli bir komutandı. Çocuğu olmadığı için yerine Çağrı Beyin oğlu Alp Arslan geçti.

Alparslan

Alp Arslan, başarısı, cesareti ve yiğitliği ile ün kazanmış bir komutandı, önce, kendisine karşı çıkan beyleri yönetimi altına aldı. Kutalmış'ın ayaklanmasını bastırdı. Bundan sonra büyük bir ordu İle Anadolu üzerine sefere çıktı. Yanında oğlu Melikşah ve veziri Nizamülmülk de vardı. Gürcüstan'ı fethettikten sonra kuvvetli surlarıyla ün yapmış Ani kalesini aldı (1064). Bu başarı, İslâm ülkelerinde büyük sevinç yarattı. Kars da ele geçirildi. Alp Arslan, devletin içişlerini düzenlemek üzere Merv'e döndü. Kümüş Tigln, Afşin, Ahmetşah, sultandan aldıkları buyruklara göre, Anadolu'ya akınlarını sürdürüyorlardı. Bunlar, bir Doğu Roma ordusunu Malatya'da yenilgiye uğrattıktan sonra, daha ileri giderek Kayseri'yi aldılar.

Melikşah

O zaman, Doğu Roma İmparatorluğunun başında bulunan imparatoriçe Evdokia, Türk saldırılarına karşı koyamayacağını anladığından güçlü bir kimsenin başa geçmesini gerekil gördü. Bunu sağlamak için Balkanlarda. Peçeneklere karşı bazı başarılar kazanmış olan Romanos Diogenes ile evlenerek onu imparator ilân etti. Romanos Diogenes, Türklerin akınlarını durdurmak için hazırlıklara başladı. Rumeli'deki Uzlardan ve Peçeneklerden çok sayıda yardımcı kuvvetler aldı. Avrupa'dan da ücretli askerler getirtti ve Doğu Anadolu'ya doğru yürüyüşe geçti. Kayseri'ye gelmeden önce, Türklerin Niksar'ı aldıklarını öğrendi, İmparator daha ileri giderek Divriği'de bir Türk ordusunu geri çekilmek zorunda bıraktı. Sonra güneye doğru yöneldi. Fakat, Türklerin sık sık saldırıları karşısında geri döndü. Bu sırada Afşin, Sakarya vadisine kadar çok şiddetli bir akın yaptı ve Amoriun şehrini aldı. Romanos Diogenes, Türk akınlarını önlemek amacıyla 1069 yılında yeniden sefere çıktı ve bazı başarılar da kazandı. İmparator, Doğu Anadolu' da iken, Türk komutanları Konya'yı aldılar. Afşin 1070 yılında kuvvetleriyle Anadolu'yu baştan başa geçerek Ege denizi kıyılarına kadar ilerledi.

Alp Arslan, Mısır'da karışıklıklar çıkması üzerine, bu ülkeyi ele geçirmek İçin 1070 yılında ordusuyla sefere çıktı. Malazgirt'i aldıktan sonra Halep önlerine geldi. Bu sırada Romanos Diogenes'in, Doğu Anadolu'ya doğru ilerlediğini öğrendi. Askerlerinden bir bölümünü Suriye'de bırakarak hızla geri döndü. Yanındaki kuvvetler az olduğu için hemen savaşmak istemedi. İmparatora elçiler göndererek barış yapmalarını önerdi. Fakat imparator barış isteğini kabul etmedi. İki ordu, Malazgirt ovasında karşılaştı (26 Ağustos 1071). Çok şiddetli bir savaş oldu. Türk ordusu parlak bir zafer kazandı. İmparator tutsak edildi. Malazgirt meydan savaşı, tarihin dönüm noktası olan önemli olaylardan biridir. Anadolu yolları Türklere açılmıştır. Bu ülke, bir Türk yurdu olmuştur.

Alp Arslan, Anadolu'nun fethini komutanlarına bırakarak geri döndü. Ordusuyla Batı Karahanlılar üzerine yürüdü. Maveraünnehir'e girdi. Yolda ele geçirdiği bir kalenin komutanı tarafından öldürüldü (1072). Alp Arslan, doğru, adil ve güçlü bir devlet adamı, cesur ve kahraman bir komutandı. Kimseye kötülük yapılmasını istemezdi. Alp Arslan'ın yerine bütün komutanların oybirliği ile oğlu Melikşah getirildi.

Melikşah, hükümdar olduğu zaman henüz on sekiz yaşında idi. Zamanı, Büyük Selçuklu imparatorluğunun en parlak dönemi olmuştur. Melikşah, önce amcası Kirman valisi Kavurt'un ayaklanmasını vezir Nizamülmülk'ün başarılı politikası ile bastırdı. Malazgirt zaferinden gereği gibi yararlandı. Kutalmış'ın oğulları Mansur Bey ve Süleymanşah ile komutanlardan Tutak ve Artuk beylere Anadolu'nun fethi görevi verildi. Bizans imparatorunun Türkleri durdurmak amacıyla Anadolu'ya gönderdiği büyük bir ordu. Kayseri yöresinde ağır bir yenilgiye uğratıldı. Türkler, Sapanca ve İzmit'e kadar ilerlediler (1073).

Bu sırada Erzincan ve Divriği yöresi Mengücük, Erzurum ve Çoruh havzası da Ebülkasım tarafından alındı. Süleymanşah. Güney Anadolu'yu ele geçirmeye uğraşıyordu. Anadolu'nun Batı bölgesini ise Mansur Bey fethetmekte İdi. Artuk Bey, 1076'da Anadolu'dan alınarak Güney Arabistan'ın fethine gönderildi. Daha sonra oğulları, Diyarbakır ve Mardin'de Artukoğulları devletini kurdular.

Türklerin, Boğazlara kadar yaklaştıkları sırada, Bizans imparatorluğu karışıklık içinde idi. Rumeli ve Anadolu komutanları İmparatorluklarını ilân ediyorlar, birbirlerine üstün gelebilmek İçin Türklerden yardımcı kuvvet istiyorlardı. Bu durumdan yararlanan Mansur Bey ve Süleymanşah, İstanbul önlerine kadar ilerlediler. Fakat, bir süre sonra Mansur Beyle Süleymanşah'ın arası açıldı, iki kardeş de yeni kurulacak devletin başına geçmek istiyordu. Mansur Bey, bunu sağlamak için Bizans imparatorunun yanma gitti. Süleymanşah da Melikşah'a durumu bildirdi. Melikşah, imparatordan Mansur Beyi İstedi. İmparator, Mansur'u vermedi; yanına yardımcı kuvvet katarak Anadolu'ya yolladı. Bunun üzerine Melikşah, komutanlarından Porsuk Beyi, büyük bir ordu ile Anadolu'ya gönderdi. Süleymanşah'ın kuvvetleriyle Porsuk'un kuvvetleri birleşerek Mansur Beyin üzerine yürüdüler. Mansur Bey, bir hile ile öldürüldü. Melikşah, Süleymanşah'ı Anadolu Türkleri üzerine hükümdar atadı. Halife de ona sultan unvanını verdi. Böylece Süleymanşah, Anadolu Selçuklu devletinin kurucusu ve ilk sultan oldu (1077). Süleymanşah, Mellkşah'ın egemenliğini tanımakta İdi. Yalnız İçişlerinde istediği gibi davranabiliyordu.

Melikşah zamanında Suriye ve Filistin de Büyük Selçuklu imparatorluğuna katıldı. Antakya ve Urfa şehirleri Bizanslılardan, Kudüs şehri de Fatimîler’den alındı. Mellkşah'ın kardeşi Tutuş'a Suriye'nin fethi görevi verildi. Tutuş, kendisine Şam şehrini başkent yaptı.

Melikşah zamanında. Büyük Selçuklu imparatorluğunun sınırları, doğuda Tanrı dağları ve Seyhun ırmağından batıda Akdeniz kıyılarına, kuzeyde Kafkas dağlarından güneyde tran körfezi ve Mısır'a kadar uzanıyordu. Bu imparatorlukta, vezir Nizamülmülk'ün koyduğu kanun ve yöntemlerle, devlet işleri çok düzenli olarak yürütülüyordu. Kurulan güçlü bir ordu ile iç ayaklanmalar hemen bastırılıyor, arka arkaya yeni ülkeler ele geçiriliyordu. Melikşah'ın hükümdarlığı zamanı, her yönden Büyük Selçuklu İmparatorluğunun en parlak dönemi oldu. İsfahan şehri başkent yapıldı. Uygarlıkta önemli bir ilerleme sağlandı. Büyük medreseler açıldı; kütüphaneler kuruldu. Camiler ve hastaneler yapılıp hizmete açıldı. Bilginler, şairler ve sanatçılar korundu.

Büyük Selçuklu imparatorluğunun bu parlak dönemi uzun sürmedi. Melikşah'ın henüz otuz sekiz yaşında iken ölmesinden (1092) sonra birçok karışıklık çıktı. Oğulları Berkyaruk, Mehmet Tapar ve Sencer arasında hükümdar olma kavgası başladı. Her yanda ayaklanmalar çıktı. Büyük imparatorluk parçalandı. Kirman'da, Irak'ta, Suriye'de ve Anadolu'da bağımsız Selçuklu devletleri kuruldu. Anadolu Selçuklu devleti, bunlar içinde en önemlisi ve uzun sürenidir.

Müslüman-Türk birliğinin dağıldığı bu sırada, Avrupa Hıristiyanları, birleşerek Haçlı orduları meydana getiriyorlar ve Türk-İslâm ülkelerine saldırmaya hazırlanıyorlardı. Haçlı seferleri 1096 yılında başlamıştır.

Berkyaruk, kardeşi ve amcası ile savaştıktan sonra, imparatorluğu yönetimi altında toplayabildi. Fakat uzun süren iç karışıklıklar ve Batınîlerin ayaklanmaları, imparatorluğun gücünü yitirmesine neden oldu. Berkyaruk, bu yüzden İstanbul boğazından Anadolu'ya geçen Haçlı ordularına karşı bir girişimde bulunamadı. Anadolu Selçuklu devletine önemli bir yardım yapamadı. Antakya'yı kuşatan Haçlılara karşı gönderdiği kuvvet bozguna uğradı. Haçlılar, Suriye'yi geçerek Kudüs'ü aldılar. Berkyaruk henüz yirmi altı yaşında iken öldü (1104). Yerine kardeşi Mehmet Tapar sultan oldu.

Mehmet Tapar, Batınîlere karşı savaş açtı. Onların merkezi olan Alamut kalesini kuşattı. Çok sayıda Batıni öldürüldü. Musul'u alan Anadolu hükümdarı I. Kılıç Arslan'ı yenilgiye uğrattı. Suriye'de kurulan Haçlı devletlerine karşı ordular gönderdi. Ancak, komutanlar arasında tam bir işbirliği olmadığı için başarı sağlanamadı. Mehmet Tapar'ın genç yaşta ölümü (1117), başlanan işlerin yarıda kalmasına neden oldu. Yerine kardeşi ve Horasan hükümdarı olan Sencer geçti.

Sencer, İsfahan'da bulunan kardeşi Mehmet Tapar'ın oğullarını, kendisinin egemenliğini tanımaları koşuluyla yerlerinde bıraktı. Böylece, büyük sultan Sencer'e bağlı Irak Selçuklu devleti kuruldu. Sencer'in ilk zamanları oldukça başarılı geçti. Gazne şehri Gazneliler’den, Maveraünnehir de Karahanlılardan alındı. Sencer, batı ülkelerinde çıkan olaylarla pek uğraşmadı. Yalnız Isfehan'dakl kardeşinin oğullarına, bazı durumlarda yardım etmekle yetindi. Doğuda. Selçuklular için tehlikeli olmaya başlayan Karahitaylara ve Harizmşahlara karşı hazırlıklı bulunmaya çalıştı. Fakat, Karahitayların Maveraünnehlr'e saldırılarım önleyemedi. Semerkant yakınlarında, Katvan çölünde, Karahitaylarla yaptığı savaşta yenildi (1141). Bütün Maveraünnehir elinden çıktı. Onun, bu başarısızlığı, iç ayaklanmalara neden oldu. Her yıl yirmi dört bin koyun vergi vermeleri gereken Oğuzlar, İranlı memurların kötü davranışları yüzünden ayaklandılar. Sencer, bu ayaklanmayı bastıramadı. Oğuzların eline tutsak düştü. Üç yıl, tutsak olarak kaldıktan sonra, kaçmayı başardıysa da çok yaşamadı, 1157'de öldü. Sencer'den sonra, Büyük Selçuklu imparatorluğu kesin olarak parçalandı. Horasan'ı Haıizmşahlar aldılar. İmparatorluğun birçok yerinde atabey denilen komutanlar, bağımsız devletler kurdular. Halife de bu karışık durumdan yararlanarak Selçuklu egemenliğine son verdi. Harizmşahlar İran'ı ele geçirerek Irak Selçuklularını ortadan kaldırdılar. Suriye'deki Selçuklu devleti ise daha önce yıkılmıştı. Yalnız Anadolu Selçuklu devleti, 1308 yılına kadar sürmüştür.

Selçuklu Devleti'nde Devlet Yönetimi

Selçuklular, eski Oğuz gelenek ve türeleriyle Abbasîler, Gazneliler ve Karahanlılar gibi İslâm devletlerinin yasa ve yöntemlerinden yararlanarak her bakımdan üstün bir devlet yönetimi geliştirmişlerdir. Daha sonraki Türk devletleri bu yönetim düzenini örnek olarak almışlardır, öteki Türk devletlerinde olduğu gibi Selçuklularda da devlet hükümdar ailesinin ortak malıydı. Aile arasından seçilen sultan (hükümdar), devlet başkanı olur; adına hutbe okunur ve para bastırılırdı. Sultanın oğulları, kardeşleri ve akrabaları, imparatorluğun birer bölgesini, ona bağlı olarak yönetirlerdi. Bunlara da sultan denirdi. Selçuklu ailesi arasında devlet başkanı seçimi, çok kez kanlı savaşlara neden olmuş, bu yüzden imparatorluk, önemli sarsıntılara uğramış, güçsüz kalmıştır. Selçuklu sultanları, kendilerini başka insanlardan üstün görmezlerdi. Halka hizmet etmenin ödevleri olduğunu bilirlerdi.

Önemli devlet işleri, Divanı Saltanat denilen büyük divanda görüşülür ve karara bağlanırdı. Büyük divanın başkanı vezirdi. Sultanın buyrukları bile bu divanda görüşülüp karara varıldıktan sonra uygulanırdı. Büyük divandan ayrı olarak yine başkentte maliye, adliye ve askerlikle ilgili işleri gören divanlar vardı. Eyaletlerde de oralardaki işlere bakmak üzere divanlar kurulurdu. Sultandan sonra en büyük devlet adamı vezirdi. Vezir Nizamülmülk'ün Selçuklu imparatorluğuna büyük hizmetleri olmuştur.

Selçuklu Devleti'nde Ordu

Selçuklular, ordularına çok önem vermişlerdir. Ordu, devletin temeli idi. Başlangıçta, Türkmen birliklerinden kuruluyordu. Zamanla orduda büyük bir gelişme sağlandı. Sultan Melikşah döneminde Ortaçağ'ın en güçlü ve düzenli ordusu oldu. Selçuklu ordusunun büyük bölümü aylıklı ve topraklı askerlerden oluşuyordu. Aylıklı askerler, sultana bağlı hassa ordusu idi. Bunlar çeşitli milletlerden alınır ve sarayda yetiştirilirdi. Kapıkulu askeri demekti. Her an savaşa hazırdılar. Başlarında en değerli komutanlar bulunuyordu. Yılda dört kez aylık alırlardı. Eyaletleri yöneten melikler ve valiler de gelirlerine göre yanlarında aylıklı asker bulundurmak zorunda idiler.

Selçuklular, ülkelerindeki toprakları, buradan elde edilen ürünlerin yıllık gelirine göre küçük, orta ve büyük olmak üzere ikta denilen parçalara ayırmışlardı. Bu toprak parçalarının vergisi (öşür), komutanlara, subaylara ve askerlere hizmet karşılığı verilir, buna tımar denirdi. Kendisine, belirli bir toprağın vergisi verilen görevli, savaş zamanında beslemek zorunda olduğu atlı askerlerle birlikte orduya katılırdı. Bunlara sipahi adı verilirdi. Topraklı asker yöntemini bulan ve uygulayan vezir Nizamülmülk'tür.

Bu düzenli askerlerden başka, Türkmen birlikleri de orduya katılırdı. Ayrıca gaziyan denilen bir gönüllü sınıfı vardı. Selçuklu ordusu, kendisine verilen görevi eksiksiz yerine getirirdi.

Selçuklu Devleti'nde Dil ve Edebiyat

Selçukluların yönetimleri altına aldıkları ülkelerde, Arapça ve Farsça, bilim ve edebiyat dili idi. Oğuz boyları, buralara geldikleri zaman İran ve Arap kültürünün etkisi altında kaldılar. Selçuklu sarayında ve orduda Türkçe konuşuluyordu. Fakat devletin resmi yazışmalarında Arapça kullanıldı. Bilim ve edebiyat kitaplan Arapça ve Farsça yazıldı. Selçuklular devrinde İran edebiyatı çok gelişti. Rübaîleriyle tanınmış Ömer Hayyam bu zamanda yetişti. Türkçe eserler yazılmasına da önem verildi. Ahmet Yesevî arı ve güzel bir Türkçe ile dinî ve ahlâkî öğütlere yer veren şiirler yazdı. Daha başka Türkçe eserler de günümüze kadar kalmıştır.

Selçuklu Devleti'nde Bilim

Selçuklular, ülkelerinde bilimin gelişmesine ve yayılmasına önem verdiler. Bilginleri, yazarları ve sanatçıları korudular. Nlzamülmülk, eğitimin yayılması için birçok yerde medrese açtı. Bağdat'ta Dicle ırmağı kenarında kurulan Medrese-i Nizamiye, o devrin en ileri bir yüksekokulu oldu. Ayrıca öğrencilerine aylık bağlandı. Bunu sağlamak için geniş vakıflar ayrıldı. Her tarafta kütüphaneler açıldı. Bu zamanda tarihe, coğrafyaya, siyasete ve İslâm hukukuna ait birçok eser yazıldı. Bunlar arasında Nizamlilmülk'ün Siyasetnamesi, Melikşah adına yenileştirilen Takvim-i Celâli ve Mücmel Tevarih en önemlileridir.

Selçuklu Devleti'nde Sosyal ve Ekonomik Durum

Sosyal ve Ekonomik Durum: Büyük Selçuklu imparatorluğunda halkın bir bölümü göçebe idi. Bunlar, hayvan sürüleri besliyorlar, mevsimlere göre yer değiştiriyorlardı. Göçebelerin çok güzel çadırları vardı. Şehir ve kasabalarda oturanlar, çiftçilik, ticaret ve sanatla geçimlerini sağlıyorlardı. Bilginler, komutanlar, memurlar, din adamları şehir ve kasabaların üstün sınıfını oluşturuyorlardı.

Selçuklular, ekonomik hayatın gelişmesi için çalışmışlardır. Kanallar açılmış, tarlalar sulanarak daha çok ürün alınmıştır, özellikle pamuk ekimine önem verilmiştir.

Ticaretin güvenle yapılması sağlanmıştır. Tüccar eşyası taşıyan kervanlar, imparatorluğun bir tarafından öbür tarafına gidip gelmişlerdir. Kervanların korunması için yanlarına askerî birlikler verilmiştir. Bir saldırıya uğranıldığında, zarar devletçe ödenmiştir. Gümrük vergileri kaldırılmıştır.

Selçuklular zamanında yün, pamuk ve ipek dokumacılığı çok ileri gitmiştir. Bu dokumalar, İslâm ülkelerinin her yanında aranırdı. Maden sanayiinde de başarı sağlanmıştır. Demirden çeşitli silahlar yapılır, gümüş ve altın en iyi şekilde işlenirdi.

Selçuklu Devleti'nde Güzel Sanatlar

Selçuklular devrinde, en çok mimarlıkta bir gelişme görüldü. Camiler, medreseler, kervansaraylar, hastaneler, türbeler, köprüler yapıldı. Bu yapılardan günümüze kadar kalanlar çok azdır. Savaşlar ve bakımsızlık yüzünden çoğu yok olmuştur. Camilerden en eski örnek İsfahan Mescidi Cuması'dır. Daha başka şehirlerde de bu devirden kalma mescidi cumalar vardır. Selçuklular, camilere kendi zevklerine en uygun biçimde minareler yapmışlardır. Selçuklulardan kalan bir başka yapı tipi de mezar anıtlardır. Bunlardan kümbetler büyük çadırlara benzer. Dört köşeli, çok köşeli veya yuvarlak biçimlidir. içten kubbe ile, dıştan da piramit veya konik bir çatı ile örtülüdür. Bu türbeler genellikle iki katlıdır. Merdivenle inilen alt bölüm mezardır. Merdivenle çıkılan üst kat ise mescittir. Radkân kümbeti ile Kişmar kümbeti bunların en önemlileridir. Kubbeli türbelerin en tanınmış olanı, Merv şehrindeki Sultan Sencer'in türbesidir. Selçuklu yapılarında, genellikle tuğla kullanılmıştır. Çoğunda alçı süslemeler vardır. Bu alçı süslemelerde çeşitli arabesk motifler, hayvan ve kuş motifleri, ayrıca av sahneleri ve saray hayatına ait sahneler görülür.

Büyük Selçuklu imparatorluğu Tarihi
Bu makalenin telif hakkı ve tüm sorumlulukları yazara ait olup, şikayetler için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
URL:
Etiketler:

Bu makale 6872 kez okundu

24.06.2014 tarihinde yazıldı
Reitix

Yorumlar

  • cuneytsaglam
    01.05.2016

    küçük selçuklu devleti diye bir devlet var mı ki biz selçuklu devleti'ne büyük sıfatını eklemişiz? tıpkı ikinci dünya savaşı henüz gerçekleşmediği zamanlarda 1. dünya savaşına da sadece dünya savaşı dendiği gibi

  • adiaphorie
    25.05.2015

    bugün selçukluların kültür mirasını halen biraz da olsa hala koruduğumuzu faarkettim

  • tiryaki
    31.10.2014

    detay ve özet dengesi çok yerinde bir yazı olmuş

Bu yazıya siz de yorum yapabilirsiniz

İnternet sitemizdeki deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.