11.11.2013
4.00 / 1 oy

Erwin Schrödinger'in Hayatı

Erwin Schrödinger (1887-1961) Kimdir?

Lindemann'ın Nazi Almanya'sından kaçmak isteyen bilimcileri etrafında toplama girişimleri her zaman başarılı olmadı. Erwin Schrödinger meselesi ise pek çok bakımdan kendine özgüdür. Rudolf ve Georgine Schrödinger'in tek çocuğu olan Erwin 12 Ağustos 1887'de Viyana'da dünyaya geldi. Her iki ebeveynin de ailesi en az üç dört nesildir şehirde yaşamaktaydı. Evlenmeden önceki soyadı Bauer olan annesi, daha sonra politeknikte genel kimya profesörü olan oldukça başarılı bir analitik kimyacının kızıydı. Ailesi aslen Bavyeralı olan Erwin'in babası Rudolf, çocukluğunda annesinin babası tarafından eğitilmiş sonrasında ise kendisine muşamba üreten küçük ama oldukça kârlı bir işletme miras kalmıştı. Rudolf hiçbir zaman bu işe dört elle sarılmadı ve zamanını daha çok resim yaparak geçiriyordu. Oldukça korunaklı bir çocukluk evresinden sonra Erwin'in neşeli ve iddiasız ama zayıf tabiatlı bir kadın olan annesi hayatın giderek artan problemleri karşısında çaresiz kaldı. Babasına gelince, Erwin sonraki yıllarda onu çok kültürlü, arkadaş canlısı, öğretici ve sohbetlerin yorulmaz ortağı olarak tanımlıyordu. Erwin kendisine rahat bir çocukluk sağladığı ve iyi bir eğitim verdiği için babasına her zaman minnettar oldu.

Erwin Schrödinger

Erwin Schrödinger Biyografisi

Erwin 1898 sonbaharında, henüz on bir yaşındayken akjdetnisches Gymnasium'a girdi. Bir miktar matematik dersinin de verildiği standart beşeri bilimler eğitimini tamamladıktan sonra 1906 sonbaharında Universitât Wien'e kaydoldu. Üniversiteye, oldukça seçkin bir öğrenci olduğu söylentisi de ulaşmıştı. Erwin kendisini diğer öğrencilerden üstün tutmasa da, herkes onun oldukça özel biri olduğunu düşünüyordu. Sonraları insanların Erwin'e dair fikirleri ikiye ayrıldı; bazıları onun son derece alçakgönüllü bir insan olduğunu düşünürken diğerleri (çoğunluk) onun hayatlarında tanıdıkları en ukala insan olduğuna inanmaktaydı. Erwin'in en merakla takip ettiği ders oldukça genç, enerjik ve son derece parlak bir öğretmen olan ve Boltzmann'dan görevi devralan Friedrich Hasenöhrl'ün verdiği kuramsal fizik dersleriydi. Hasenöhrl derslerini ne notlarına bakarak ne de ezberden anlatırdı, yalnızca bilimin güçlü mantığına güvenir ve dersin gidişatını bu mantık üzerine kurardı. Sık sık öğrenci gruplarını güzel karısı Ella'nın yönetimindeki evlerine davet ederdi. Hasenöhrl ayrıca oldukça iyi bir dağcı, usta bir kayakçı ve diğer kış sporlarında da epey başarılıydı.

Erwin Schrödinger

Schrödinger 1910'da Privatdozent oldu ve ertesi yıl tamamladığı zorunlu askerlik hizmetinin ardından deneysel fizik asistanlığına getirildi. Birinci sınıf öğrencilerinden oluşan kalabalık bir sınıf onun sorumluluğundaydı. Schrödinger deneysel fizik için çok uygun bir aday olmadığını ve zaten üniversitenin de deneysel fizik çalışmaları yürütmek için yeterli ve gerekli donanıma sahip olmadığını fark etti. Yine de bu deneyimden hiçbir zaman mutsuz olmadı. O dönemlerde Avusturya'da fizikçiler için oldukça nadir akademik fırsatlar vardı. Almanya'da çok daha rahat iyi bir iş bulabilirdi ancak Schrödinger'in de tamamen farkında olduğu gibi, Almanya'ya

gitmek için adaylar gerçekten özel başarılara imza atmış olmalıydı. Standartlar Avusturya'dakinden çok daha yüksekti.

Schrödinger'in Habilitation komitesine teslim ettiği kuramsal makalelerden biri manyetizmanın kinetik kuramı diğeri ise dielektrik kinetiği üzerineydi. Bu çalışmalar bazı üyelerin muhalefetine rağmen kabul edildiyse de magnetron üzerine bir ders vererek son aşamaya geçmesine imkân sağlandı. Schrödinger ilk engeli aşmış olmasına rağmen akademik kariyerine dair ufukta parlak bir gelecek görünmüyordu, bu yüzden de evlenmeyi göze alamıyordu. Kraus adlı aile dostlarının kızı Felicie ile ciddi bir ilişkisi vardı ancak Felicie'nin ailesi Schrödinger'in sosyal statüsü sebebiyle bu evliliğe sıcak bakmıyordu. Bu hayal kırıklığının ardından Schrödinger daha çok, alt sınıflardan kadınlarla ilişki yaşama eğilimi gösterdi.

1913 yılında, Viyana'da Alman bilimcilerin ve doktorların seksen beşinci kez buluşacağı önemli bir uluslararası bilimsel kongre yapılacaktı. Sayıları yedi bini aşan katılımcılardan biri dc, hâlihazırda büyük bir kuramsal fizikçi olarak tanınan ve "Genelçekim probleminin mevcut durumu" başlıklı bir sunum yapan Einstein'dı. Bu sunumdan oldukça etkilenen Schrödinger, Finstein gibi, elektromanyetiği ve genelçekimi kapsayacak birleşik bir alan kuramı bulmanın peşine düştü. Frtesi yıl Amıalen der Physik dergisine erken dönem çalışmalarının en önemlilerinden biri olan "Elastik Olarak Ftkileşen Noktasal Parçacıkların Dinamiği Üzerine" adlı makalesini gönderdi. Makale Boltzmann'ın bilimsel çalışmalarında sık sık üzerinde durduğu konuları yeniden ele alıyordu. Bu makalede ilk kez Schrödinger'in kendine has tarzı da görülebiliyordu; oldukça incelikli bir kendine güven ve üzerinde çalışılan konuyu matematiksel fiziğin daha derin felsefi kaygılarıyla bağdaştırma yeteneği.

Schrödinger fizik alanındaki kariyerine Tuna monarşisinin son barışçıl yılları sırasında başladı. Herkesin kafasında imparatorluğun parçalanıp parçalanmayacağı değil, ne zaman parçalanacağı sorusu vardı. Kısa zamanda Birinci Dünya Savaşı'na dönüşecek çatışmanın başında askere çağırıldı. Einstein'ın genel görelilik kuramından ilk kez haberdar olduğunda Schrödinger cephedeydi ve bunun ne kadar önemli bir keşif olduğunu hemen fark etti. Cephede bilimsel gelişmeleri takip etmekte zorlanıyordu ancak 1917 yılında Viyana'ya gönderildi ve yeniden bilimsel çalışmalar yapmaya başladı. Askerlik hizmeti, kuramsal becerilerini ortadan kaldırmamıştı ancak bu sürede fizikle ilgili daha derin problemleri çözmesine yarayacak özgün bir düşünce patlaması da yaşamamıştı.

1918 yılında imzalanan ateşkesten sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun parçalanmasıyla, Viyana'daki koşullar korkunç bir hal aldı. Ne var ki Schrödinger, Universitat Jena'da asistanlık göreviyle işe başladı ve bu da evlenmesini sağladı. Karısı Annemarie Bertel yirmi üç, Schrödinger ise otuz iki yaşındaydı. Bertel'in, kocasının sahip olduğu tüm özelliklere hayranlık duyması Schrödinger'in en çok hoşuna giden şeylerden biriydi. Bertel çok eğitimli biri değildi, bir entelektüel olduğu da söylenemezdi. Schrödinger ona asli görevi kendisine konforlu bir ev ortamı yaratmak olan biraz yüksek statülü bir hizmetçi gibi davranıyordu. Çiftin hiç çocuğu olmadı. Schrödinger'in karısına duyduğu cinsel ilgi sona erdiğinde ikili yine de dost olarak kaldı. Hatta karısı Schrödinger'e başka kadınlar bulması konusunda yardımcı oldu; bu sırada kendisi de başka erkeklerle ilgilenmeye başlamıştı.

Schrödinger'ler yaklaşık 70.000 nüfusa sahip sevimli Alman kenti Jena'ya vardıklarında oldukça sıcak bir biçimde karşılandılar. On altıncı yüzyılın ortalarında kurulan üniversite bilimsel araştırmalarıyla adını duyurmuştu. Bunun en önemli sebeplerinden bîri de optik alanındaki büyük firmalardan Zeiss'ın çok yakınlarda bulunmasıydı. Schrödinger ilk dersini atom kuramındaki son gelişmeler üzerine verdi. Ders öylesine büyük bir beğeni topladı ki neredeyse hemen doçentliğe yükseltildi. Ne var ki bu, sürekli bir pozisyon değildi. Nitekim Schrödinger Stuttgart Technische Hochschule'ye kadrolu doçent olarak atanma şansını elde ettiğinde, hiç beklemeden bu okula geçti. Stuttgart'taki geçirdikleri süre zarfında annesi meme kanserinden hayatını kaybetti. Yaşanan hiperenflasyon nedeniyle annesi, Schrödinger'in babasının 1919 yılının sonlarında hayatını kaybetmesinin ardından büyük yoksulluk çekmişti.

Schrödinger Avusturya'da bir türlü profesörlük unvanını elde edemezken başlıca Alman üniversitelerinden kendisine teklif yağıyordu. Schrödinger'in tercihi Breslau'dan yana oldu. Böylece Schrödinger'ler on sekiz ay içinde ikinci kez bulundukları yeri değiştirdiler. Birkaç ay sonra bir kez daha taşındılar. Bu seferki adres Universitat Zürich'ti. Schrödinger, henüz hiçbir alanda mükemmel bir çalışma ortaya koyamamış olsa da, otuz dört yaşında önde gelen bir üniversitede profesörlük unvanını elde etmişti. İsviçre savaşta tarafsız kaldığı için savaşın yıkımları da daha az hissediliyordu ve yüksek düzeydeki işsizliğe ve genel ekonomik bunalıma karşın buradaki hayat standartları Avusturya ve Almanya'ya nazaran çok üst düzeydeydi. Schrödinger İsviçre'ye varır varmaz verem şüphesiyle tedavi edilmek üzere Alpler'deki Arosa sanatoryumuna gönderilmişti. Schrödinger burada kariyerinin en önemli makalelerinden birini yazdı. "Elektronun Nicemli Yörüngelerinin Önemli Bir Özelliği Üzerine" başlıklı bıı makalesini yazarken temel olarak Weyl'in Raıun-Zeit-Materie (Uzay- Zaman-Madde) başlıklı önemli eserinden etkilenmişti.

Schrödinger nihayet profesör olarak çalışmalarına başladığında oldukça yoğun bir programının olduğunu fark etti. O zaman Schrödinger'in derslerini alan öğrencilerden biri o günleri şöyle anımsıyor:

...son derece aydınlatıcı ve etkileyiciydi. Başlangıçta konuyu söyler ve sonra kısaca araştırmacının bu konuya nasıl yaklaşması gerektiğini özetlerdi. Daha sonra konunun temelini matematiksel terimlerle açıklar ve kuramı gözlerimizin önünde en başından yaratırdı. Bazen birden durur ve yüzünde utangaç bir gülümsemeyle matematiksel hesaplarda bir yanlış yaptığını itiraf eder ve konuya en baştan yeniden başlardı. Bunu izlemek inanılmaz derecede etkileyiciydi ve hepimiz onun derslerde yaptığı bu hesaplardan çok şey öğrendik. Schrödinger bu hesapları bir kez bile notlarına bakmadan yapardı ve sadece dersin sonunda tahtaya yazdıklarıyla kendi notlarını karşılaştırır ve "doğru" derdi. Yazları hava sıcak olduğunda Zürich Gölü'nün kenarındaki sahile giderdik, orada notlarımız elimizde çimenlere oturur ve mayosunun içindeki bu incecik adamı kendi getirdiği eğreti bir tahtanın üzerinde hesaplamalar yaparken izlerdik. O zamanlar az sayıda insan sabahları bu göl kıyısına gelirdi ve uzaktan sessizce bizi izler, bu adamın göl kıyısında tahtaya ne yazdığını merak ederlerdi!

Schrödinger'in beden sağlığı normale dönüyordu, ancak duygusal olarak zor zamanlar yaşıyordu. Annemarie ile olan evliliklerinde sürekli problem yaşıyorlardı. Oldukça şiddetli bir geçimsizlik ve gerilim içeren tartışmalarında sürekli olarak konuşulan konu boşanmaydı. Ne var ki 1925 yılı Schrödinger'in kuramsal fizik alanında yürüttüğü çalışmalar bakımından harika bir yıl oldu. Schrödinger bu dönemde atom fiziğinin ve kuantum kuramının temel sorunlarıyla yakından ilgileniyor, özellikle de radyasyonun yapısı ve elektronlar ve atomlarla olan etkileşimleri üzerine kafa yoruyordu. Bu yeni ilgi alanları onu Born'un Göttingen, Sommerfeld'ın Münih ve özellikle de Bohr'un Kopenhag okullarında yapılan çalışmalarla yakından ilgilenmeye itti. Bu üç fizikçi de birbirleriyle oldukça yakın bir ilişki halindeydiler.

Schrödinger Arosa'dayken "Viyana'dan eski bir kız arkadaşını" davet etti. Bu sırada karısı Zürich'teki evlerindeydi. Bu eski kız arkadaşın Schrödinger'in ilk aşkı Felicie olma ihtimali oldukça yüksek. Felicie bu sıralarda kocası tarafından terk edilmişti ve küçük bir kızı vardı. Bu kişi her kimse Schrödinger'in yaratıcı çalışmaları üzerindeki etkisi oldukça büyüktü ve bu yaratıcılık on iki ay süreyle oldukça verimli bir şekilde devam etti. Weyl bir keresinde Schrödinger'in en önemli çalışmasını yaşamının geç dönemindeki şehevi bir patlamayla ortaya koyduğunu söylemiştir. Bu, bazı insanlarda gözlenen cinsel etkinlik ile bilimsel keşif arasındaki ilişkiye güzel bir örnektir ki Schrödinger de bu konuda hayli açık davranan bir kişiydi.

Schrödinger önemli bir problemle karşı karşıya kaldığında oldukça yoğun ve mutlak bir konsantrasyonla soruna yaklaşabiliyor, üstün matematiksel becerilerini sonuna kadar kullanıyordu. Zürich'e döndükten kısa süre sonra kendi adıyla anılan göreli dalga denklemini bulmuştu. Kendisine Arosa'daki kayak tatilinin nasıl geçtiği sorulduğunda bazı hesaplamaların zihnini meşgul ettiğini söyledi. Eğer tatile giderken Courant ve Hilbert'in ilk cildi basılan Methoden der Matbematischen Physik (Matematiksel Fizik Yöntemleri) adlı eserlerini yanına alsaydı ihtiyacı olan matematik bilgisini orada bulabilecekti. Neyse ki Weyl yakındaydı, bizzat ona danışabilirdi.

Yeni kuram için ilham asıl olarak, yaşam öyküsüne ileride değineceğimiz genç Fransız fizikçi Louis de Broglie'dan geldi. Schrödinger yeni kuramını uygulamalarıyla birlikte ünlü makaleler dizisi halinde Anna\eride yayımladı. Planck ilk makalenin bir kopyasını aldığında, makaleyi "uzun süredir uğraştığı bir bilmecenin çözümünü öğrenen bir çocuğun hevesiyle" okuduğunu söyledi. İkinci makaleden sonra ise "Bu çığır açıcı olayla ne kadar yakın bir ilgi ve hevesle uğraştığımı tahmin edebilirsin," demişti. Planck makaleleri meslektaşı Einstein'a gösterdi, Einstein da Schrödinger'e "Çalışmanızın fikri saf bir dehadan ortaya çıkmış," diye yazdı. Bu kurama rakip başka bir kuram da Bohr'un öğrencisi Heisenberg tarafından geliştirilmişti. İkili arasında oldukça uzun süren bir tartışma başladı. Anlaşamadıkları epey fazla nokta vardı ancak Schrödinger Alman fizik üstatlarının mesleki ve kişisel takdirlerini kazanmıştı. Tam da bu sıralarda Schrödinger Danimarka'ya, Bohr'u ziyaret etmeye gitti. Bohr'dan kişisel olarak oldukça etkilenmesine karşın, ileride de göreceğimiz gibi, Bohr'un argümanları Schrödinger'i ikna etmemişti. Oldukça iyi İngilizce konuşan Schrödinger sonrasında okyanus ötesinden aldığı bir teklifle University of Wisconsin'de ders verdi. Schrödinger Wisconsin'e, hiç hoşlanmadığı Chicago ve New York üzerinden ulaştı. Ancak Madison'ı oldukça sevmişti. Schrödinger'in burada verdiği dersler oldukça sevildi, ancak Schrödinger üniversitede kalıcı kadroyla göreve getirilme teklifini reddetti. Bundan sonra Pasadena'ya kadar uzanan bir tura çıktı. Tesadüfen burada bulunan Millikan ve Lorentz verdiği dersi en ön sıradan dinledi. Geri dönüş yolunda bir süre geçirdiği Baltimore'da, Johns Hopkins University tarafından teklif edilen pozisyonu yine reddetti, çünkü Almanya'dan Planck'ın yerini alması için Berlin'e davet edilebileceği yönünde haberler almıştı. Planck o yıl Kaiser-Wilhelm-Institut für Physik yöneticiliğinden emekli olacaktı. Bu amaçla kaleme alınan referans mektubu Schrödinger'in o güne değin elde ettiği başarılara ilişkin faydalı bir özet niteliğindedir:

Birkaç yıldır oldukça çeşitli, enerjik, güçlü ve aynı zamanda bilgece tavrıyla ilgisini çeken yeni fiziksel problemlerin çözümünü aramasıyla ve bunları derin ve özgün fikirlerle aydınlatmasıyla biliniyor; bunu yaparken aynı zamanda an itibariyle matematiksel ve fiziksel yöntemlerin sağladığı bütün teknikleri kullanıyor. Bu çalışma biçiminin istatistiksel mekanik, optik girişim analizi ve renk görmenin fizyolojik kuramı gibi problemlerin çözümünde etkili bir yöntem olduğunu kanıtladı. Yakın zamanlarda eski parçacık mekaniğini, dalga fonksiyonu için oluşturduğu diferansiyel denklemlerdeki dalga mekaniği yoluyla çözme konusundaki dâhice fikriyle oldukça başarılı bir buluşa daha imza attı... Schrödinger bu talihli buluştan kendisi de çok sayıda yararlı çıkarıma ulaştı. Onun bu keşfiyle pek çok alanda önünü açtığı yeni fikirler de saymakla bitmez... Şu da eklenmelidir ki Schrödinger hem derslerde hem de diğer konuşmalarında basitlik ve kesinliğin egemen olduğu harika bir tarza sahiptir. Bu oldukça etkileyici tarz bir Güney Almanyalının heyecanıyla birleştiğinde ortaya mükemmel bir sonuç çıkar.

Erwin Schrödinger

Berlin'de Planck'tan boşalan koltuğu doldurması için sırasıyla Sommerfeld, Schrödinger ve Born düşünülmüştü. Sommerfeld Münih'ten ayrılmayı reddedince, görev Schrödinger'e teklif edildi. Schrödinger'i Zürich'te tutmak için çok yoğun bir çaba harcandı. Fizik öğrencileri üniversite boyunca Schrödinger'in evine kadar meşaleli bir yürüyüş düzenlediler ve Schrödinger'e topladıkları imzaları verdiler. Schrödinger bu olaydan oldukça etkilense de sonunda Planck'ın şahsen ricası üzerine Berlin'deki görevi kabul etti. Bunun sonucunda da otomatik olarak Alman vatandaşlığına geçti.

Schrödinger Berlin'deki görevine başlamadan önce sonradan tarihi bir öneme sahip olduğu anlaşılacak, gelmiş geçmiş en önemli Solvay Konferansı'na katılmak üzere Brüksel'e gitti. Schrödinger daha önce konferanslara katılmışsa da, bu kez oldukça itibarlı konuşmalardan birini yapmak üzere davet edilmişti. Toplantının konusu elektronlar ve fotonlardı. Schrödinger'in dalga mekaniği üzerine yaptığı konuşma ciddi bir tartışma yarattı. Born ve Heisenberg oldukça sert bir biçimde Schrödinger'e karşı çıktılar. Schrödinger her zaman olayların dışında kalmayı tercih eden bir yapıya sahipti. Üst düzey matematiksel yetenekleri ve her türlü dogmaya karşı takındığı şüpheci tutum bu konumunu destekliyordu.

Universitat Berlin'de verilen bilim dersleri arasında Schrödinger'inki en iyisi olarak nitelendiriliyordu. Halen resmiyetin hüküm sürdüğü bir yerde yeni sayılabilecek şekilde resmi olmayan, konuşma diline yakın bir ders işleme yöntemini benimsedi. Pek çok profesör okuyarak ders yaparken, Schrödinger derste notlarına hiç bakmadan konuşurdu. Profesörlerin resmi bir biçimde giyinmeleri beklenirken Schrödinger genellikle kışları bir süveter giyer ve papyon takar, yazları ise yakası açık kısa kollu bir gömlek giyerdi. Daha sonraları sık sık Tirol tarzı kıyafetlerle görüldü. Berlin'deki diğer fizikçiler için olduğu gibi Schrödinger için de yeni buluşlar ve kuramların tartışıldığı haftalık kolokyumlar en önemli olaydı. Einstein bu toplantıların itici gücüydü. Çok dikkatli sorgulamalar ve açıklamalarla sunulan her problemin en derinine inmeye çalışırdı. Schrödinger kırk iki yaşında görkemli kurumun en genç üyesi olarak Berlin Akademisi'ne seçildi. Evliliği hâlâ inişli çıkışlı devam etmesine rağmen pek çok ilişki yaşadığı aktif bir sosyal hayatı vardı.

Schrödinger'ler Berlin'e yerleştiklerinde Alman ekonomisi toparlamaya başlamıştı. Berlin'in Avrupa'daki en sefa düşkünü kent olduğuna ilişkin yaygın bir kanı vardı. Kaygı verici politik duruma karşın tiyatro ve müzik hayatı hayli zengin bir biçimde gelişiyordu. Ekonomik iyileşme duraklamaya başladığında Naziler elde ettikleri şansı değerlendirerek 1933 seçimlerinde iktidarı ele geçirdiler ve sonrasında bildiğimiz gibi Yahudi bilimcileri de konumlarından eden politikaları uygulamaya koydular. Schrödinger de pek çok insan gibi bu "Nazi deliliğinin" bir iki yıl içinde ortadan kaybolacağını düşünüyordu, ancak kısa süre sonra Nazilerin daha uzun yıllar iktidarda kalacak gibi göründüğünü anlamıştı. Liııdemann bu konuyu konuşmak üzere Almanya'ya geldiğinde görüştüğü insanlardan biri de Schrödinger'di. Schrödinger'in bu durumdan kişisel olarak etkilenmiş olmasa da, Nazilere karşı büyük bir nefret duyduğunu ve İngiltere'de onun için bir şeyler ayarlaması halinde Almanya'yı terk edeceğini şaşkınlıkla fark etti. Lindemann, Oxforda'daki Magdalen College'ı Schrödinger'e bir pozisyon önermesi için ikna etti. Sanayiden gelecek bir araştırma göreviyle maddi olarak desteklenecek Schrödinger böylece bir Oxford profesörünkine yakın bir gelir elde edecekti. Schrödinger Berlin'deki görevinden geçici süreyle çalışma izni aldı. Ne var ki bir daha Berlin'e geri dönmesi beklenmiyordu. Schrödinger ve Annemarie mal varlıklarının bir kısmını güvence altına almak amacıyla Zürich'teki bankalara yatırmalarının ardından Born ve Wcyl'le buluşmak üzere İtalyan Tirol'üne gittiler. Bir süredir Weyl, Annemarie ile gizli bir ilişki yaşıyordu. Bu sıralarda Schrödinger de Berlin'deki meslektaşlarından birinin karısı Hildegunde March'la bir ilişki içindeydi. Kısa süre sonra Schrödinger March'a metresi gibi davranmaya başladı. Hatta ikilinin bir de çocukları oldu. Kızlarına Ruth Georgie Erica adını verdiler.

Erwin Schrödinger

Schrödinger Oxford'a giderken Solvay'da çekirdek yapısı ve nükleer reaksiyonlar üzerine gerçekleştirilen yedinci konferansa katıldı. Schrödinger'in Magdalen'e resmen kabul edilme haberi, Nobel Fizik Ödülü'nü kazandığı haberiyle birlikte ulaştı. Schrödinger ödülü, yaşam öyküsünü daha sonra göreceğimiz Cambridge profesörü Paul Dirac'la paylaştı. Lindemann ve diğerleri Schrödinger'in şartlarını yerine getirmek için ellerinden geleni yapmış olsalar da, ki buna March ailesine yaşayacağı bir yer tahsis etmek de dahildi, Schrödinger Oxford'daki statüsünden memnun değildi.

Okyanus ötesinde, Princeton University'de matematiksel fizik alanında doldurulmayı bekleyen oldukça itibarlı bir kürsü vardı. Pricenton'daki fizikçiler Heisenberg'in aralarına katılmalarını umarken, üniversite yönetimi Schrödinger'i misafir hoca olarak Princeton'a davet etti. Schrödinger her zamanki gibi bilimsel açıklamanın modelini oluşturan derslerini vermeye başladı. Kısa süre sonra da söz konusu profesörlük kendisine teklif edildi. Schrödinger Oxford'a döndükten sonra bu teklifi reddetti. Görünen o ki teklif, Einstein ve Weyl ile çalışma arkadaşı olacağı Institute for Advanced Study'den gelmiş olsaydı Schrödinger bu teklifi kabul ederdi.

Lindemann'ın İngiltere sanayimden elde ettiği maddi kaynaklar 1935 yılının sonuna gelindiğinde neredeyse tükenmişse de, Schrödinger'in bursu iki yıl daha uzatıldı. Ne var ki, Graz'da kısa bir süre sonra fizik bölümünde bir profesörlük pozisyonunun boşalacağını duyan Schrödinger Avusturya'ya gitti. Graz'da tam zamanlı profesörlüğün yanı sıra Viyana'da fahri profesörlük teklifi aldı. Bu görevin resmiyet kazanmasını beklediği sırada, bir teklif de Edin-burgh'dan geldi. Ancak bürokrasiden kaynaklanan gecikme nedeniyle, Britanya'da sürekli oturma izni çıkana kadar Graz'dan resmi teklif Schrödinger'e ulaştı. Sonuç olarak kendi ülkesine döndü ve daha önce gördüğümüz gibi onun yerine Max Born Edinburgh'a gitti. Annemarie zamanının çoğunu Viyana'da annesinin yanında geçirirken, Hildengunde ve kızları Ruth, Schrödinger'lerin evinde yaşamaya başladı.

Sonraki birkaç yıl boyunca Schrödinger'in çalışmaları Arthur Eddington'ın kozmolojik kuramlarından esinlendi. Eddington meslek yaşantısının zirvesinde olduğu dönemde yıldız astrofiziğini neredeyse bir disiplin haline getirmiş, ancak daha sonra gitgide yalnız ve kabııl görmeyen bir kişilik halini almıştı. Eddington bilimsel bilginin dış dünyadan değil insan düşüncesinin soyut yapısından elde edilebileceğini düşünüyordu. Schrödinger Tirol'ü seviyor, ancak yine de Viyana'da bir pozisyonun boşalmasını ve böylece Avusturya'nın başkentine yerleşmeyi umut ediyordu. Fakat maalesef, ülkesindeki politik koşullar gün geçtikçe kötüleşiyordu. 1938 yılında Anschluss'\a sonuçlanan krizden sonra Naziler Almanya'da uyguladıkları Yahudi karşıtı politikaları hızla Avusturya'ya da empoze ettiler. Üniversitenin yeni Nazi rektörü Schrödinger'e gazetelerde de yayımlanan bir "pişmanlık ve itiraf mektubu" yazmasını telkin etti. Mektup şöyle başlıyordu: "Ülkemizi dolduran bu mutluluk havasının ortasında, bugün aramızda bu mutluluğu sonuna kadar paylaşmakla birlikte, son ana kadar davamızın haklılığını fark edemeyen ve bundan derin bir utanç duyan insanlar da bulunuyor." Mektup benzeri ifadelerle sürüyordu. Schrödinger sonraki yıllarda bu mektubu yazmasından dolayı derin bir pişmanlık duydu. Arkadaşları ilk başta mektubun ancak baskı altında yazılmış olabileceğini düşünseler de sonradan Schrödinger'lerin bu sırada Tirol'de oldukça huzurlu bir kayak tatili yaptıklarını öğrendiler.

Schrödinger Nazilere karşı derin bir nefretten başka bir şey hissetmiyordu ancak hiçbir zaman rejimi açıktan eleştirmedi. Bu sıralarda Alman fizikçiler, özellikle de Heisenberg, kendilerini Yahudi meslektaşlarının yokluğuna alıştırmışlardı. Berlin'de yapılan Planck'ın sekseninci doğum günü kutlamaları sırasında, Schrödinger'ler oldukça sıcak bir biçimde karşılandı. Ne var ki Schrödinger Avusturya'ya döndüğünde Viyana'dan kendisine verilen fahri unvanın geri alındığını öğrendi. Yukarıda sözü edilen talihsiz mektuba karşın Schrödinger Alman karşıtı olarak değerlendiriliyordu ve birkaç ay sonra Universitât Graz'dan "politik güvenilmezlik" gerekçesiyle apar topar kovuldu. Schrödinger'in Berlin'den ayrılırken takındığı tutum unutulmamıştı.

Kaybedecek hiç zaman olmadığını fark eden Schrödinger yanına sadece birkaç bavul alıp her şeyi geride bırakarak trenle Roma'ya doğru yola çıktı. İtalyan fizikçi Enrico Fermi Schrödinger'leri istasyonda karşıladı ve onlara bir miktar borç para verdi. Fermi gibi Schrödinger de Pontificia Accademia delle Scienze'nın ilk üyelerinden biriydi. Roma'da İrlanda başbakanı Eamonn de Valera'nın Milletler Cemiyeti toplantısı için bulunduğu Cenova'da kendisini görmek istediğini öğrendi. Matematiğe oldukça ilgili olan de Valera Schrödinger'e İrlanda parlamentosunda görüşülmek üzere Dublin'de Institute for Advanced Studies oluşturma amacıyla bir yasa tasarısı sunacağını, Schrödinger'in de bunun bir üyesi olmasını istediğini bildirdi. De Valera ayrıca Schrödinger'e savaşın kapıda olduğu uyarısında bulundu ve kendisine mümkün olduğunca kısa sürede İngiltere ya da İrlanda'ya gitmesini tavsiye etti.

Schrödinger de Valera'nın teklifini kabul etti ancak doğrudan Dublin'e gitmedi. Bunun yerine, evrenin genişlemesine ilişkin birkaç yıl aradan sonraki ilk önemli araştırma makalesini yazdığı Universiteit Gent'te bir süre geçirdi. Fğer savaş çıkmasaydı, Universiteit Gent Schrödinger'e ilk onursal derecesini verebilirdi. Almanya'daki Flildegunde ve Ruth'un da Schrödinger'lere katılmasının ardından hep birlikte Oxford'a gittiler. Daha önceden Schrödinger'e yardım etmek için ellerinden geleni yapan Lindemann ve diğerleri onu tekrar görmekten hoşnut değildi. Büyük Britanya'dan transit vize almak gittikçe zorlaşıyordu, çünkü artık "düşman uyruklu şahıslar" olarak kabul ediliyorlardı. Ancak Lindemann nüfuzunu kullanarak son bir iyilik yaptı ve vize almalarını sağladı. Nihayet Fkim 1939'da Dublin'e vardılar.

Hildegunde ve Ruth'un da dahil olduğu Schrödinger ev halkı, deniz kenarında küçük bir eve yerleşti. Artık daha kötü şartlarda yaşayacaklardı. Ancak Schrödinger kısa süre içinde yeni enstitünün bu görece yoksul ülkenin vergi mükelleflerinden toplanan paralarla cömertçe desteklendiğini fark etti. Yine de bu kaynaklar pek çok talebi karşılamak durumundaydı. Schrödinger Dublin'deki hayata şaşırtıcı biçimde uyum sağladı. Dublin o günlerde zengin bir şehir olmaktan çok uzak olsa da oldukça zengin bir kültürel hayata sahipti. Schrödinger'in liderliğindeki enstitü, kuramsal fizik alanında gerçekleştirilen ileri çalışmaların canlı bir merkezi haline geldi. Aralarında Schrödinger'in saplantılı olarak nitelediği Dirac ve Eddington'un da olduğu İngiltere'den birkaç kişiyle birlikte toplamda kırk beş fizikçinin katılımıyla bir fizik kolokyumu gerçekleştirildi. Priııceton'daki Einstein gibi, Schrödinger de kendini elektromanyetizma ve genelçekimi kapsayacak bir birleşik alan kuramı arayışına adadı ama asla başarıya ulaşamadı.

Schrödinger'in bu doğrultuda yaptığı başarısız çalışmalar üzerinde durmaktansa, onun biyoloji alanında yaptığı çalışmaları incelemek daha ilginç olacaktır. Biyoloji Schrödinger'e bütünüyle yabancı bir alan değildi. Berlin'de 1933'te verdiği bir derste canlı organizmaların neden bu kadar çok atom içerdiği sorusuna odaklanmıştı. O zamanlar bu sorunun peşinden gitmedi ancak Dublin'de tekrar bu konuyla ilgilenmeye başladı. Çalışmaları neticesinde de kromozomun şifreli bir mesaj olduğu sonucuna vardı. Genetik kod şüphesiz yeni moleküler biyoloji biliminin temel prensiplerinden biridir. Schrödinger'den önce yapılan birkaç çalışma da genetik kodun varlığının ipucunu veriyordu ancak Schrödinger bu kavramı tamamıyla fizik kavramlarıyla açıklayan ilk kişiydi. Schrödinger'in 1944 yılında yayımlanan What is Life? (Yaşam Nedir?) adlı kitabı çok etkili oldu ancak Katolik İrlanda'da pek de hoşgörüyle karşılanmadı, çünkü bu kitap Batının dini öğretisini alaycı bir üslupla alaşağı ediyordu. Kitap, mikrobiyolog Francis Crick üzerinde de büyük bir etki yarattı.

Savaş sona erdiğinde Schrödinger neredeyse altmış yaşındaydı, ancak hâlâ iki aşk hikâyesi daha yaşayacak kadar enerjisi vardı. Daha önceki deneyimlerinden bilimsel faaliyetin şehevi heyecanla geliştirilebileceğine ve sürdürülebileceğine ikna olmuştu. Bu ilişkilerden ilki İrlandalı aktris ve politik aktivist Sheila May Green'leydi. Sheila May Green'in kendi evliliğinden çocuğu olmamıştı ancak Schrödinger'den bir çocuk sahibi oldu. Schrödinger'den ayrıldıktan sonra çocuk Sheli'nın kocası tarafından büyütüldü. Sheila'nın ardından yeni bir hikâye takip etti ve bu ilişkinin de sonucu bir kız çocuğu oldu. Bu sırada Schrödinger yeni bir şevkle birleşik alan kuramı arayışına var gücüyle saldırmaya başladı. Enstitüde büyük bir buluşun duyurusunu yaptı, gazeteler de bu buluşu büyük bir heyecanla yayımladı ancak kısa süre içinde Einstein Schrödinger'i buluşun yanlış olduğuna ikna etti. Bu utanç verici yenilginin ardından zamanının büyük bir kısmını felsefeye ayırmaya başladı.

Schrödinger ve Annemarie artık İrlanda vatandaşı olmuş ancak Avusturya tabiiyetlerini de korumuşlardı. Schrödinger savaş sonrası düzenlenen Solvay Konferansı'na katıldığında, yürüttüğü araştırmayla artık pek kimsenin ilgilenmediğini gördü. Harvard'a felsefi fikirleriyle ilgili bir ders vermek üzere davet edildi ancak dersi alan öğrencilerin yazdığı makalelere not vermesi için sonrasında da kalmaya devam etmek zorunda olduğunu anlayınca bu teklifi geri çevirdi. Avusturya'ya, özellikle de çok sevdiği Tirol'e geri dönmek istiyordu, ancak ülkesi dört büyük gücün işgali altındaydı. Rus bölgesine girmekten korkuyordu ancak 1951 yılında Fransız bölgesinde, Hildebung'un kocasının da fakülte üyeleri arasında yer aldığı Universitât Innsbruck'da bir dönem geçirdi. Bir ara Schrödinger'in burada kalıcı kadroya geçme olasılığı oluşsa da bu gerçekleşmedi.

1955 yılına gelindiğinde Ruslar Avusturya'dan çekilmiş ve Schrödinger'e de Viyana'ya dönme yolu açılmıştı. Viyana'da tıpkı bir yıldız gibi karşılandı. Bazı dersler vermesinin ardından üniversitede özel bir profesörlük görevine atandı. Schrödinger en son 1957-58 akademik yılında görev yaptı ancak sonrasında da onursal profesör olarak aktif biçimde çalışmaya devam etti. 1957 yılında, Lise Meitner'le aynı zamanda, oldukça itibarlı Alman Pour le Merite madalyasının sahibi oldu, ancak bir daha hiç Almanya'ya dönmedi. Schrödinger'in sağlık durumu, özellikle de kalp ve akciğer rahatsızlıkları, çevresindekilere kaygı veriyordu. Hayatının sonuna oldukça yaklaşmıştı. 1961 yılında, 4 Ocak günü yetmiş üç yaşında huzur içinde öldü ve naaşı Tirol'deki Alpbach'a defnedildi. Burası dünya üzerinde en çok sevdiğini söylediği yerdi.

Erwin Schrödinger'in Hayatı
Bu makalenin telif hakkı ve tüm sorumlulukları yazara ait olup, şikayetler için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
URL:
Etiketler:

Bu makale 7199 kez okundu

11.11.2013 tarihinde yazıldı
Reitix

Yorumlar

  • ilfidin
    05.11.2014

    Nazi Almanya'sının zulmü resmen bilimi şekillendirmiş, ama bu kadar çok bilim adamının da o dönemde yaşamış olması ayrıca enteresan bir durum

Bu yazıya siz de yorum yapabilirsiniz

İnternet sitemizdeki deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.