19.10.2013
4.37 / 19 oy

Tarih ve Tek Tanrılı Din

Hz. Musa

İsrailoğulları nereden geldiler?

MÖ 3000 civarında Yakındoğu'da bir dizi krallık hüküm sürüyordu. Bunlar Akdeniz kıyısında Mısır'dan kuzeye ve Dicle ile Fırat boyunca güneyde Babil'e uzanan "Bereketli Hilal"de gelişmişti.

Hilal çok daha farklı, daha çetin bir dünyaya; çöl göçebelerinin, vahadan vahaya göçen, bazen Kenan gibi daha zengin yörelere yerleşen, ancak her zaman ataerkil bir şef altında kabile kimliklerini koruyan Sami halklarının hareketli dünyasına komşuydu.

Tüm göçebeler ticarî ve kültürel bağları sayesinde güzel otlakları, iyi sulanan bereketli topraklarıyla, Mısır'ı kuzeyde ve doğuda rakiplerine ve ticaret ortaklarına bağlayan Kenan'ın kıymetini biliyor olmalıydılar. Bu göçebe halklar arasında, Hazreti İbrahim'i ataları olarak kabul eden İsrailoğulları da vardı.

Kutsal metinlere göre İbrahim Peygamber MÖ 1800 civarında ailesiyle beraber Kenan'a yerleşmişti. Tarihler belirsizdir. Bazı araştırmacılar Tevrat'ta anlatılanların belki yüzlerce yıl sürmüş olan uzun bir göç sürecini özetlediğini öne sürerler. İsrailoğulları krallığındaki başka akraba kabilelerin geleneklerine de yer verilmiş olabilir. Ne olursa olsun, belli ki kabile zenginleşti ve kalabalıklaştı. Tevrat'ta Hazreti İbrahim'in torunları oldukları söylenen Yakub ve Esav da zengin adamlardı, her ikisinin de büyük sürüleri vardı ve yüzlerce insanı yönetip kendi topraklarında hükmediyorlardı.

Yakub belki de kabilenin bu başarısına karşı minnetinin ifadesi olarak El Şa-day veya El diye bilinen ve ülkenin kendisiyle bir olan Kenan'ın baş tanrısına tapındı. Buna göre de kendine İsrail ismini aldı: isra-El, "Tann'yla kudret" demekti. O günden sonra onun kabilesi olan İsrailoğulları Kenan'ı, yani bugünkü İsrail'i kendi vatanları kabul ettiler.

İsrailoğulları'nın dininde yeni ve farklı olan neydi?

Bereketli Hilal'in ilk sakinleri doğanın güçlerini kontrol ettiklerine inandıkları tanrılara tapan avcı ve çobanlardı. Çiftçiliğin ve kasabaların gelişmesiyle bu tanrılar insanî duygular edindiler ve insan şekline hüründüler. Liderler çoğu zaman tanrısal olma iddiasındaydı ve bir insan ancak tanrısı kadar güçlüydü.

İsrailoğulları artan zenginliklerini, benimsedikleri tanrı El'in gücüne bağladılar. O da ataları gibi halkını koruyor ve bir arada tutuyordu. Daha o zamandan bu kavramlaşmada daha önce hiç olmayan bir unsur, tektanrıcılığın kökleri yer alıyordu. El'e tapınmak, aksi halde birbirlerinden uzaklaşacak olan kabileler arasında bir bağ oluşturuyordu.

Kabileler ile Tanrı arasındaki birlik duygusu o kadar güçlüydü ki, Tanrı ile insanoğlu arasında bir sözleşme, bir ahit fikrine vardılar. İtaat, yani doğru biçimde tapınmak vatanları Kenan'a sonsuza dek sahip olmakla ödüllendirilecekti. Sosyal açıdan da bu mantıklıydı, zira Kenan'a sahip çıkmaları için birliğe ve güce ihtiyaç vardı. Bunlar, İsrailoğulları açlık nedeniyle Mısır'a gitmek zorunda kaldıklarında da gerekecekti.

Tanrı'nın yönettiği ahlak

Yüzyıllar içinde inançlarına iki kavram daha eklendi ve gerçekten yepyeni bir tek-tanrıcı din ortaya çıktı, öncelikle, başka hiçbir tanrı onurlandırılmayacaktı, çünkü başka tanrı yoktu. İkincisi, Tanrı ruhanîydi ve görüntülerle temsil edilmeyecekti. Hazreti Musa döneminde El, Yahve oldu, ama sonraki devirlerde Tanrı'nın ismini kullanmak saygısızlık kabul edildi ve ona yalnızca Rabbim anlamına gelen Adonay dendi.

İlk kez yalnızca fiziksel evrenin değil, ahlakî evrenin de gerisinde bulunan evrensel bir güç fikri doğmuştu, örneğin, Yahve yalnızca zinayı değil, ona yol açan duyguları da yasaklıyordu: "Komşunun karısına göz koymayacaksın." Yahve'yi kabul etmek kişinin kendi ahlakî durumunun sorumluluğunu üstlenmesi demek oluyordu. İsrailoğulları bu kavramın önemini biliyordu. Yeni yasalar özel bir sandıkta, yani Ahit Sandığı'nda korunuyordu ve yaşamlarının ölçütü oldu. Yaşamlarını ve ülkelerini borçlu oldukları bir Tanrı'yı ancak bu şekilde yüceltebilirlerdi.

İsrailoğulları'nın başlıca rakipleri kimlerdi?

Yahudiler Kenan'ın, Mısır dönüşü Tanrı'nın kendilerine vaat ettiği toprak olduğunu öne sürdüler. Aslında, Ürdün'ün güneyi ve doğusundaki yerleşik üç krallığın fethedilerek o toprakların alınması gerekecekti.

Kitapta Hazreti Musa'dan sonra gelen Yeşu'nun borazanlarının sesiyle Eriha'nın duvarlarını yıktığını ve ardından 31 şehri daha fethettiğini yazar. Aslında bu fetih, İsrailli göçmenler MÖ 1250'den itibaren gelirken, herhalde ağır gelişen bir süreç oldu.

İsrailoğulları başlangıçta yalnızca ortadaki tepelere yerleştiler; ana yollar Mısır'ın yönetimindeydi ve Kenan'ın bütün şehirleri ele geçirilememişti. Ayrıca, İsrailoğulları'nın gelişinden kısa bir süre sonra Kenan'ın kıyılarına yerleşen Filistîler de artan bir tehdit yaratıyordu.

Genel bir çatışma ancak İsrailoğulları'nın Mısır'dan gelişinden 150 yıl sonra, MÖ XI. yüzyılda çıktı ve çok uzun dönemde etkileri görülecek bir sosyal değişime yol açtı.

"Vaat Edilmiş Topraklar"a yerleştikten sonra neler oldu?

İlk dönemlerde İsrailoğulları'nı kabilenin yaşlıları yönetiyordu. Bu sosyal yapı, birlikte yaşayan bir göçebe kabileler topluluğunda oldukça iyi işliyordu. Ancak Kenan'a döndüklerinde, zaman zaman kabilelerin aralarında rekabet doğsa da, ortak geleneklerin ve benzer inançların bir arada tuttuğu 12 kabilelik bir federasyon haline geldiler.

Ne var ki her biri göçebe bir kabile için çok büyüktü ve çoğu zaman ortak bir düşmana karşı birleşmeleri gerekiyordu. Yeni bir kabile yapısına ihtiyaç vardı. Ancak bu yapı, bağımsızlık geleneğine de ters düşmemeliydi.

Bu durum da yeni tipte bir liderin, bir "yargıcın" doğmasına yol açtı. Bu resmî bir unvandan çok, anlaşmazlıkları çözümleyen ve savaşta geçici liderlik edenlere verilen isimdi. Kenan'a dönüşten sonraki ilk 150 yılın kahramanı yargıçlar oldu. Şaşırtıcı bir şekilde, erkek egemen bir toplumda yargıçlar arasında bir de kadın vardı: Deborah. Son derece saygı duyulan bir diğer yargıç da Gideon'du. Gideon, 300 adamla Midyanoğulları ordusunu dağıtmıştı. Geceleri askerlerinin eline meşaleler ve borazanlar vermiş, çok daha kalabalık görünmelerini sağlamıştı. Gideon:'un becerisinden çok etkilenen bazı İsrailliler sürekli bir liderin yararlarını düşünmeye başladılar. MS 1100 civarında Filistîlerle savaş çıktığında, halkın hayatta kalması birleşmiş bir liderliğe, hatta bir krala bağlıydı. Samuel isimli bir peygamber "seçkin ve iyi bir genç" olan Sa-ul'un uygun bir aday olacağını söyledi. İsrailoğulları Saul ve ondan sonra gelen Davud ve Süleyman peygamberler devrinde, geleceklerini güvenceye alıp yapılandıracak liderleri bulmuş oldular.

ON EMİR

Seni Mısır ülkesinden, tutsaklık yurdundan çıkaran Tanrı'n Rab benim.

• Karşımda başka tanrıların olmayacak.

• Kendin için oyma put yapmayacaksın; [...]

• Tanrı'n Rabb'in adını boş yere ağza almayacaksın; çünkü Rab, adını boş yere ağza alanı suçsuz tutmayacaktır.

• Sebt gününü kutsamak için onu hatırında tut. Altı gün çalışacaksın ve bütün işlerini yapacaksın, ama yedinci gün Tanrı'n Rabb'e Sebt'tir; [...] hiçbir iş yapmayacaksınız...

• Tanrı'n Rabb'in sana verdiği topraklarda ömrün uzun olsun diye babanı ve anneni say.

• öldürmeyeceksin.

• Zina etmeyeceksin.

• Çalmayacaksın.

• Komşuna karşı yalan tanıklık etmeyeceksin.

• Komşunun evine, karısına [...] onun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.

 

 

Tarih ve Tek Tanrılı Din
Bu makalenin telif hakkı ve tüm sorumlulukları yazara ait olup, şikayetler için lütfen bizimle iletişime geçiniz.
URL:
Etiketler:

Bu makale 1932 kez okundu

19.10.2013 tarihinde yazıldı
Reitix

Yorumlar

  • Burçin64
    17.05.2018

    Tek tanrılı dinlere gecis biraz sancılı olsa da ve uzerinden uzunca bir sure gecse de hala bazi ilkel kabilelerde çok tanrılı dinlerin yaşadığı belirtilmektedir.

  • kuzu
    27.05.2016

    daha da temelden sorgulayalım o zaman, aynı tanrıya inanmak için birden fazla din neden üretilmiştir ve bu kitapların doğruluklarının beyan esasları nelerdir dersiniz?

  • Münevver71
    27.05.2016

    doğrusunu yanlışını ben de elbette ispatlayamam ama aynı tanrıya inanan farklı dinlerin birbirlerine düşman olabilmesini halen çözemedim

  • yabanci
    24.03.2016

    suyu ilk bulandıranın kim olduğu bilinmese de gerçeklerin çözülmesinin yüz binlerce yıl alacağı kesin gibi görünüyor

  • lews
    25.05.2015

    bütün dinler tek tanrı derken tek tanrının neden birden çok din dediğini de bi anlatıverirseniz çok sevinirim

  • kemal2215
    24.12.2014

    Putların hayatımızdan çıktığı zamanlara denk gelir.

  • keto
    06.11.2014

    şimdi yok, bundan 15 sene önce ben ateistim diyordunuz ve kimse de sizi fişlemiyordu

  • doğanateş
    28.10.2014

    konu hakkında ve güncel dinlerle ilişkisi hakkında söylenebilecek çok şey var ama maalesef Türkiye'de bunların tartışılabileceği özür bir platform yok, düşüncelerimi kendime saklamak durumunda kaldım

Bu yazıya siz de yorum yapabilirsiniz

İnternet sitemizdeki deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Bu siteye giriş yaparak çerez kullanımını kabul etmiş sayılıyorsunuz. Daha fazla bilgi.